Bunu Biliyor Muydunuz? Dünya Ekoloji

Eko-kaygı: Nedir ve Nasıl Başa Çıkılır?

İnsanlığın yarattığı doğa tahribatının sonuçlarını her geçen gün daha şiddetli hissetmekten bunalmış hissediyorsanız, yalnız değilsiniz. Artan sorunları, kirlilik, geçtiğimiz aylarda gündeme oturan “müsilaj” ve iklim krizinin günlük hayatımızda etkilerini iyice göstermeye başlaması büyük çoğunlukta kaygıya yol açıyor. Araştırmacılar ise insanların çevreyle olan ilişkileriyle ilgili kronik veya şiddetli kaygıyı tanımlamak için “eko-kaygı” terimini kullanıyorlar. Peki tam olarak nedir bu eko-kaygı ve nasıl başa çıkabiliriz?

2018’de iklim hareketi için okul grevini kuran İsveçli genç iklim değişikliği aktivisti Greta Thunberg’in sözleriyle: “Yetişkinler, gençlere umut vermeyi onlara borçlu olduklarını söyleyip duruyor. Ama umudunuzu istemiyorum, umutlu olmanızı istemiyorum, paniklemenizi istiyorum.”

Ve öyle görünüyor ki; bazı insanlar gerçekten panikliyorlar, ancak sorunun büyüklüğünden bunalmış haldeler ve milyarlarca gezegende sadece bir kişi olarak konumlarının farkında oldukları için kendilerini güçsüz hissediyorlar. Bu, 2017’de Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından “kronik bir çevresel kıyamet korkusu” olarak tanımlanan “eko-kaygı” olgusuna yol açmıştır. Eko-kaygı, çevresel hasar veya ekolojik felaket korkusu anlamına gelir. Bu kaygı duygusu, büyük ölçüde çevrenin mevcut ve öngörülen gelecekteki durumuna ve insan kaynaklı iklim değişikliğine dayanmaktadır. sorunlarıyla ilgili endişe, aşırı olayları riskinin artması, geçim veya barınma kaybı, gelecek nesiller için korkular ve çaresizlik duygularından kaynaklanabilir. Bununla birlikte eko-kaygı şu anda Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabında (DSM-5) listelenmemektedir, bu da doktorların bunu resmi olarak teşhis edilebilir bir durum olarak görmedikleri anlamına gelmektedir fakat ruh sağlığı uzmanları; eko-kaygı terimini, insanların doğanın geri kalanıyla olan psikolojik ilişkileri ve bunun kimliklerini, esenliklerini ve sağlıklarını nasıl etkilediğiyle ilgilenen bir dal olan ekopsikoloji alanında kullanırlar.

Çevresel hasar tüm insanları eşit şekilde etkilemez. Bu nedenle, bazı insanlar ekolojik konular hakkında daha yoğun endişe duyabilirler. Dünyanın bazı bölgeleri, kıyı toplulukları ve alçak alanlar dahil olmak üzere aşırı koşullarının etkilerine karşı daha savunmasızdır. Özellikle geçimleri çevreye bağlı olan insanların – örneğin balıkçılık, ve tarımda işleri olanlar gibi – etkilenme olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, yerli topluluklarda yaşayan insanlar genellikle doğal kaynaklara bağımlıdır ve daha savunmasız coğrafi bölgelerde ikamet etme eğilimindedir. Kimlik, aidiyet ve topluluk duygularına zarar verebilecek; konutlarını, geçim kaynaklarını veya kültürel miraslarını kaybetme korkusuyla karşı karşıya kalabilirler. Çevresel işlerde veya ilk müdahale ve acil çalışanları olarak çalışan kişiler de eko-kaygıya daha yatkın olabilir. Bu gruplar, değişen iklimlerden ve çevresel zararlardan daha fazla fiziksel ve zihinsel sağlık etkileriyle karşı karşıyadır.

sorunlarının çözümü her ne kadar toplumsal değişime, hükümet katkısına ve iklim değişikliğine katkılarından dolayı sorumluluk sahibi olan şirketlere dayansa da eko-kaygıyla başa çıkmak için bunlardan bağımsız bazı yöntemler mevcut. Açık havada veya doğayla daha fazla zaman geçirmek, gönüllü çevre koruyucu faaliyetlerde bulunmak, daha az et ve süt ürünleri tüketmek gibi sürdürülebilir bir diyet uygulamak, geri dönüşüm dahil olmak üzere daha yeşil seçimler yapmak, çevre hakkında doğru bilgi almak, benzer düşünen insanlarla bağlantı kurmaya çalışmak ve sağlıklı bir iyimserlik derecesine sahip olmak eko-kaygıyı hafifletmeye yardımcı olabilir.  Hatta bazı insanlar, kendilerini kopuk veya bunalmış hissettiklerinde bakabilecekleri ve dokunabilecekleri bir kaya, dal, kuru çiçek veya başka bir doğal nesne bulundurmayı bile önerir. Bu, bazı akıl sağlığı uzmanlarının kaygıyı yönetmek için önerdiği temellendirme tekniklerine benzer şekilde çalışabilir. Gerçekçi ve güvenli olduğunda fosil yakıt bazlı ulaşım kaynaklarını kullanmak yerine yürümek, koşmak veya bisiklete binmek sık egzersizi teşvik eder ve bireysel sera gazı emisyonlarını azaltır. Düzenli olarak bisiklete binen veya işe yürüyerek giden insanlar da daha düşük düzeyde işe gidip gelme stresi yaşarlar. Şiddetli eko-kaygısı olan veya bahsedilen önerilere yanıt vermeyen kaygısı olan kişiler ise kaygılarını gidermek için profesyonel yardıma ihtiyaç duyabilirler. Bunun yanında; kişisel tutumlar kaygılarımızı azaltsa dahi eko-kaygının kaynağı olan sorunları çözmede mücadele vermek, toplumsal ve sürdürülebilir çözümler üretmek en etkili yol olacaktır.

Kaynaklar:

Yazar hakkında

Sena Haciisaoğlu