Çevre Sözlüğü

0-9
A
Abiyotik
Yaşamdan yoksun, biyotik olmayan, biyolojik olmayan. Abiyotik çevre örnekleri arasında iklim, jeoloji ve atmosfer bulunur. (eng. Abiotic)
Absorbsiyon
Kirletici moleküllerin gaz fazından ayrıldığı ve sıvı fazda çözündüğü fiziksel (genellikle kimyasal olarak artırılan) süreç, soğurma (eng. Absorption)
Adaptasyon
Biyolojide, bir türün çevresine uyum sağlama süreci; doğal seleksiyonun birkaç nesil boyunca kalıtsal varyasyona göre hareket etmesinin sonucudur (eng. Adaptation)
Adezyon
Farklı tür maddelerin moleküllerinin birbirlerine uyguladığı çekme kuvvetine denir (eng. Adhesion)
Adiyabatik
Genleşme (soğutma) veya diğer işlemlerden kaynaklanan bir hava parselindeki sıcaklık, basınç ve hacimdeki herhangi bir değişiklik (eng. Adiabatic)
Adsorbsiyon
Bir sıvının moleküllerinin bir katının yüzeyine yapışması olayı adsorpsiyon olarak bilinir (eng. Adsorption)
Aeresol
Kimya literatüründe yer alan bir kavram olmakla birlikte, gaz halde bulunan herhangi bir kütle içerisinde asaltı halde olan katı ve sıvı parçacıkların meydana getirmiş olduğu, ince karışımlara verilen isim
Aerobik
Sadece oksijen varlığında meydana gelen bir süreç veya var olan yaşam (eng. Aerobic)
Akifer
Gözenekleri tamamen su ile dolu ve kuyulara kaynaklara yeterli miktarda su iletebilen ve kendisinden ekonomik olarak yararlanılabilen jeolojik formasyonlardır.Suyu depolayan ve önemli miktardaki suyu yeterli hızla kuyulara ulaştıran jeolojik birimlerdir. (eng. Aquifer)
Aktivasyon enerjisi
Belirli bir reaksiyona girmek için reaksiyona giren türlerin sahip olması gereken minimum enerji miktarı. (eng. Activation energy)
Akümülasyon
Bir organizma içinde pestisitler veya toksik kimyasallar gibi yabancı maddelerin sürekli birikmesi. Birikim, sürekli bir büyüme veya toplama anlamına gelir. (eng. Accumulation)
Alaşım
Bir metal elementin en az bir başka element (metal, ametal) ile homojen karışımıdır. (eng. Alloy)
Alg
Algler, su ortamında yaşayan ve tıpkı bitkiler gibi güneş ışığından enerji üretmek için fotosentez kullanan mikroskobik organizmalardır. (eng. Algae)
Alg patlaması
Bir alg patlaması veya denizde çiçeklenme veya su çiçeği, bir su sistemindeki alg popülasyonunda hızlı bir artıştır. (eng. Algal Bloom)
Algisit
Algleri öldürmek veya kontrol etmek için özel olarak kullanılan bir madde veya kimyasal. (eng. Algicide)
Alkali
Suda çözünerek hidroksit iyonları veren bir bileşik. Alkaliler asitleri nötralize ederek tuz ve su oluşturur.
Alkalinite
Bir su kütlesinin tamponlama kapasitesi; su kütlesinin asitleri ve bazları nötralize etme ve böylece oldukça kararlı bir pH seviyesini koruma yeteneğinin bir ölçüsü. (eng. Alkalinity)
Allerjen
Alerjik reaksiyona neden olan madde (eng. Allergen)
Alum
Boyama ve tabaklamada çözelti halinde kullanılan, alüminyum ve potasyumun hidratlı bir çift sülfatı olan renksiz bir bileşik
Anabolizma
Enerjinin depolanması ile birlikte canlı organizmalardaki karmaşık moleküllerin daha basit olanlardan sentezi; yapıcı metabolizma. (eng. Anabolism)
Anaerobik
Serbest oksijen yokluğu ile ilgili veya bunu gerektiren. (eng. Anaerobic)
Ankestör hücre
Son evrensel ata (LUA) olarak da adlandırılan son evrensel ortak ata veya son evrensel hücresel ata (LUCA), şu anda Dünya’da yaşayan tüm organizmaların ortak bir ataya sahip olduğu en son organizma popülasyonudur. (eng. Ancestor cell)
Anoksik
Patolojik oksijen eksikliği, özellikle hipoksi. (eng. Anoxic)
Antijen
Bağıştıran ya da antijen vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi tarafından antikor üretimine yol açan yabancı moleküllerdir. Antijenler genellikle protein ve polisakkarit yapısında canlı organizma kısımları ya da büyük moleküllü proteinler ve bunlara bağlanmış karbonhidratlar, nükleik, lipidik kısımları ya da ürünleridir. (eng. Antigen)
Antropojenik
İnsan kökenli eylemler için kullanılan terimdir. (eng. Anthropogenic)
Anyon
Negatif elektrikle yüklü iyon. (eng. Anion)
Aromatik
Bir veya daha fazla benzen halkası içeren bileşenler aromatikler olarak adlandırılır. Aromatik bileşikler, organik kimyasal bileşiklerin, halkalı molekül yapıları ve farklı özellikleriyle alifatik bileşiklerden ayrılan geniş bir grubudur. (eng. Aromatic)
Asbestos
Asbest (asbestos) ya da amyant, lifli yapıda kanserojen bir mineraldir.
Asidifikasyon
Asitleşme, maddenin içeriğinin daha asidik hale geldiği doğal bir süreçtir. (eng. Acidification)
Asidite
Belirli bir pH değerine kadar güçlü bir bazla reaksiyona girme kapasitesi. (eng. Acidity)
Asimilasyon
Asimilasyon, bir organizmanın beslenmesinin bir parçası olarak, gastrointestinal sistem içindeki besinlerden vitamin, mineral ve diğer kimyasalların emilim sürecidir. (eng. Asimilation)
Asit
Suya karıştırıldığında hidrojen iyonları veren, mavi turnusolü kırmızıya çevirme özelliğinde olan ve bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşturan hidrojenli bileşik. (eng. Acid)
Atmosfer
Bir gezegeni veya başka bir gök cismini çevreleyen gaz katmanları. (eng. Atmosphere)
Atom
Atom, maddenin elektrik yüklü parçacıkları serbest bırakmadan bölünebildiği en küçük birim. Aynı zamanda bir kimyasal elementin karakteristik özelliklerine sahip en küçük madde birimidir.
B
Bakteri
Bakteri, tek hücreli mikroorganizma grubudur. Tipik olarak birkaç mikrometre uzunluğunda olan bakterilerin çeşitli şekilleri vardır, kimi küresel, kimi spiral şekilli, kimi çubuksu, kimi virgül şeklinde olabilir. Yeryüzündeki her ortamda bakteriler mevcuttur. (eng. Bacteria)
Baz
Baz, suda iyonlaştıklarında ortama OH− (hidroksit) iyonu ve elektron çifti verebilen maddelerdir. (eng. Base)
Bazik
pH değeri 7’nin üzerinde olan çözeltiler bazik olarak tanımlanır. (eng. Basic)
Bağ
Çekirdekte bulunan atomların bir arada tutulmasını sağlayan kuvvettir. (eng. Bond)
Benzen
Benzen, aren veya aromatik hidrokarbonlar olarak adlandırılan organik bileşikler sınıfının en basit üyesidir.
Beta
Beta ışınları, alfa ışımaları gibi bir atom çekirdeğin parçalanmasından oluşan ışınlara denir.
Bikarbonat
Bikarbonat, inorganik kimyada, (IUPAC-önerilen isim: hidrojen karbonat) karbonik asitin protonsuzlaştırılmasındaki bir ara yapı. (eng. Bicarbonate)
Bileşen
Bir bileşen veya içerik, bir karışımın parçasını oluşturan bir maddedir. (eng. Component)
Bileşik
Bileşikler belirli sayıda element atomunun kimyasal bir bağ ile bağlanmasıyla oluşur. (eng. Compound)
Biyoakümülasyon
Biyobirikim ya da biyoakümülasyon, pestisit gibi toksinlerin ya da çevrede nadir bulunan yararlı ve gerekli oligoelementler gibi bazı kimyasal maddelerin bitkiler, hayvanlar, mantarlar ya da mikroorganizmalar gibi organizmaların canlı ya da cansız bölümlerinde ya da organizmalarının tamamında soğurularak birikmesini anlatan bir terimdir. (eng. Bioaccumulation)
Biyodiversite
Değişik kökenlerden gelen canlı türleri arasındaki variyebilite; organizmaların çeşitlerinin alan ya da hacim birimi başına sayısı; belirli bir zamanda belirli bir yerdeki türlerin bileşimi, biyolojik çeşitlilik. (eng. Biodiversity)
Biyoenerji
Biyolojik kaynaklardan elde edilen malzemelerden sağlanan yenilenebilir enerjidir. (eng. Bioenergy)
Biyofilm
Canlı ya da cansız bir yüzeye yapışarak, ekstrasellüler polisakkarit matriks içerisine gömülmüş ve hareketsiz biçimde birbirine, sert bir yüzeye ya da bir ara yüzeye geri dönüşümsüz şekilde tutunmuş protein sentezi ve genetik yapı açısından tamamen farklı fenotip gösterebilen mikroorganizmaların oluşturduğu bir topluluk.(eng. Biofilm)
Biyogaz
Biyogaz terimi temel olarak organik atıklardan kullanılabilir gaz üretimi, oksijensiz ortamda mikrobiyolojik floranın etkisi altında organik maddenin karbondioksit ve metan gazına dönüştürülmesidir. (eng. Biogas)
Biyokatalist
Bir kimyasal, özellikle bir biyokimyasal reaksiyonun hızını başlatan veya artıran bir enzim (eng. Biocatalyst)
Biyokütle
Biyokütle, yaşayan ya da yakın zamanda yaşamış canlılardan elde edilen fosilleşmemiş tüm biyolojik malzemenin genel adıdır. (eng. Biomass)
Biyoloji
Biyoloji ya da Dirimbilimi, canlıları inceleyen bilim dalı. (eng. Biology)
Biyolojik arıtma
Biyolojik arıtma, atık suyun içerisinde askıda veya çözünmüş olarak bulunan organik maddelerin bakteriler tarafından parçalanması ve çökelebilen biyolojik floklarla sıvının içerisinde kalan atmosfere kaçan sabit inorganik bileşiklere dönüşmesidir. (eng. Biologic treatment)
Biyom
Biyom, biyosferin aynı iklim koşullarında ve aynı bitki örtüsünün egemen olduğu çok geniş bölümlerini belirten çevrebilim terimidir. (eng. Biome)
Biyometrik
Biyometri demek; bir kişinin davranışsal yahut fiziksel benzerliklerini ölçerek var olan kayıtlar ile karşılaştırmalar yaparak otomatik bir şekilde tanımla yapmak anlamını taşımaktadır. (eng. Biometric)
Biyosentez
Biyolojik alanda, bir biyosentez, bir organizma içinde karmaşık organik maddeler üretildiğinde meydana gelen bir dizi reaksiyonu temsil eder , daha basit olan diğerlerine dayanarak, daha sonra enerji metabolizmasının yıpranmasıyla oluşur. (eng. Biosynthesis)
Biyosfer
Yeryüzünün üzerinde yaşam bulunan bölgelerine verilen ad. (eng. Biosphere)
Botanik
Bitki bilimi, bitki biyolojisi. (eng. Botanic)
C
Cam balon
İçinde bazı kimyasal reaksiyonların gerçekleştirildiği, çözelti hazırlamada, ısıtma ve kaynatma işlemlerinde ve geri soğutucuya takılarak çeşitli deney düzeneklerinin hazırlanmasında kullanılan laboratuvar aleti (eng. Glass ballon)
Cansız çevre
Doğadaki cansız unsurlar (toprak, su) (eng. Inanimate environment)
CFC
Kloroflülorokarbon (eng. Chlorofluorocarbon)
Cıva
Bulunduğu ortamdaki organizmalarda zararlı etkilere sebep olabilen metalik element (eng. Mercury)
COD
Kimyasal oksijen ihtiyacı. (eng. Chemical Oxygen Demand)
Çamur
Atık suyun arıtılma aşamaları sonucunda ortaya çıkan yoğunlaşmış katı. (eng. Sludge)
Çamur Sindirimi
Uygulanan anaerobik işlem ile atık su çamurunun Biyolojik Oksijen İhtiyacını çevresel yönden uygun düzeye indirmek (eng. sludge digestion)
Çevre
Belirli organizmanın var olduğu koşullar ya da ortam (eng. Environment)
Çevre Dostu
Çevreye zararı olmayan ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olmayan ürünleri belirtir. (eng. Environmentally Friendly)
Çevre Mühendisliği
Çevre kirliliğinin azalmasına ve çevrenin korunmasına yönelik projeler geliştirilmesini ve çevre süreçlerinin incelenmesini içerir (eng. Environmental Engineering)
Çıkış Kanalı
Sıvı atıkların götürüldüğü suyolu (eng. Output Line)
Çökelme
Çözelti içinde çözünen atomların bir araya gelerek çözelti içinde ayrı bir faz oluşturması (eng. Precipitation)
Çökeltme
Katıların yerçekimi sebebiyle çökelme süreci (eng. Sedimentation)
Çökeltme Tankı
Sudan daha yoğun olan katı maddelerin yer çekimi etkisiyle çöktürülmesini sağlayan atık su işletme tesisinin bir bölümüdür (eng. Sedimentation Tank)
Çöp
İşlevini yitirmiş ve kullanılamaz her türlü materyal (eng. Garbage)
Çözünmüş Oksijen
Suyun veya atık suyun içinde çözünmüş halde bulunan oksijen miktarı (eng. Dissolved Oxygen)
Çürüme
Organik maddenin bakteriler ile ayrışması (eng. Decay)
Çevre Koruma Ajansı
Kirleticiler ile ilgili yönetmelikleri uygulamak ile görevli Amerikan federal kuruluşu (eng. Environmental Protection Agency)
Çevresel Etki Raporu
Çevresel etki değerlendirmesi çalışmalarının sonucunu içeren rapor (eng. Environmental Impact Report)
Çevresel Etki Değerlendirmesi
Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar bütünüdür. (eng. Environmental Impact Assessment)
Çözelti
İki veya daha fazla maddeden oluşmuş homojen karışım. (eng. Solution)
Çözücü
Bir çözeltinin en fazla miktardaki bileşeni veya çözeltiye fiziksel halini veren bileşendir. (eng. Solvent)
Çözünen
Bir çözeltinin miktar olarak az bulunan bileşenleri (eng. Dissolving)
Çözünürlük
Belirli bir sıcaklıkta sabit hacimdeki bir çözücüde doymuş bir çözelti elde etmek için çözünen maddenin miktarı. (eng. Resolution)
D
Dalga Boyu
Birbirini takip eden iki dalga tepesi yada çukuru arasındaki uzaklıktır. (eng. Wavelength)
Damıtma
Bir sıvıyı buharlaştırıp, oluşan buharını yoğunlaştırarak ayrıştırma işlemi. (eng. Distillation)
Damıtma Tesisi
Tuzlu suyu içme suyuna dönüştüren tesisler (eng. Dripping)
Damlatmalı filtre
Atık suyun arıtılma sürecinde ikincil arıtma tesislerinde kullanılan biyolojik filtre (eng. Dripping filter)
DDT
Diklorodifeniltritkloretan, Kuvvetli böcek öldürücü (eng. Dichlorodiphenyltrichloroethane)
Deoksiriboz
Beş karbonlu şeker (eng. Deoxyribose)
Derişik çözelti
Göreceli olarak çok miktarda çözücü içeren çözelti. (eng. Concentrated solution)
Derişim
Bir maddenin belirli miktardaki bir çözücü veya bir çözeltinin içindeki göreceli miktarı. (eng. Concentration)
Desibel
Sesin şiddetinin ölçülmesinde kullanılan uluslararası birim. Kısaca dB olarak yazılır. (eng. Decibel)
Desikatör
Nemden etkilenen maddelerin nemden korunması, örneklerden suyun çekilmesi ve maddenin kuru hâlde kalması için laboratuvarlarda kullanılır (Eng. Dessicator)
Dezenfeksiyon
Zararlı organizmaların klorlama yoluyla yok edilmesi (eng. Disinfection)
Difüzyon
Bir gazın havada veya başka bir gaz içinde yayılması. (eng. Diffusion)
Diyaliz
Atık suyun arıtılması sürecinde kullanılır. Büyük parçaların küçük parçalardan ayrılma yöntemi (eng. Dialysis)
DNA
Tüm canlı hücrelerde (bakteriler, virüsler, parazitler, bitkiler ve hayvanlar) bulunan benzersiz genetik kod
DNT
Dinitrotoluen
Dobson birimi
Ozon ölçümünde kullanılam birimdir. Milimetrenin yüzde birine eşittir (eng. Dobson unit)
Doğal gaz
Yer kabuğunun içindeki fosil kaynaklı, metan ve hidrokarbonlar içeren yakıt (eng. Natural gas)
Doymamış çözelti
Belirli bir sıcaklıkta doymuş halden daha az çözücü içeren çözelti. (eng. Unsaturated Solution)
Doymuş çözelti
Belirli bir sıcaklıkta çözebileceği maksimum çözüneni içeren çözelti. (eng. Saturated Solution)
Dublet
Atomların bileşik oluştururken elektron alarak ya da vererek en dış enerji seviyelerindeki toplam elektron sayısının helyum gibi 2 olması hâlidir. (eng. Doublet)
E
E. Coli
Escherichia coli . Genel olarak insan ve hayvanların bağırsaklarında bulunan bir bakteri.
Ecesis
Bir bitki veya hayvanın yeni bir habitata yerleşebilme yeteneği.
Ekdison
Böceklerin ve eklembacaklıların tüy dökmelerine neden olan tüy dökücü hormon. (eng. Ecdysone)
Ekdiz
Eklem bacaklılar ve sürüngenler tarafından deri dökülmesi. (eng. Ecdysis)
Ekistik
İnsan yerleşimlerini inceleyen bilim. (eng. Ecstasy)
Ekman Tabakası
Yakın atmosferde rüzgarın veya okyanuslarda üst akıntıların yükseklik veya derinlikle yön değiştirdiği tabaka. (eng. Ekman Layer)
Eko
Yunanca “ev” kelimesinden türetilen bir ön ek. (eng. Eco)
Ekoglasnost
1989 yılında Bulgaristan’da kurulmuş bir sivil toplum kuruluşudur. (eng. Ecoglasnost)
Ekoloji
Tüm biyotik ve abiyotik bileşenler de dahil olmak üzere organizmalar ve çevreleri arasındaki karşılıklı ilişkilerin incelenmesi. (Eng. Ecology)
Ekolojik Konum
Bir türün yaşamını sürdürmesi için gerekli tüm koşulları sağlayan ekolojik yaşama ortamındaki yeri. (eng. Ecological Location)
Ekosfer
Yeryüzünün canlıları içeren bölümü; biyosfer ve karşılıklı etkileşimin söz konusu olduğu atmosfer, hidrosfer ve litosfer kesiti. (eng. Ecosphere)
Ekosistem
Birbirleri ile ve cansız ortamla ilişki içinde olan kendi içinde yeterli bitki ve hayvan topluluğu. (eng. Ecosystem)
Ekosonder
Ultrasonik ses dalgaları yardımıyla deniz dibi derinliğini ölçen ve dikey deniz ortamındaki cisimlerin yüzeye olan mesafesini tespit eden bir yardımcı cihazıdır. (eng. Ecosonder)
Ekoton
Belirli popülasyona ait yaşama alanlarının sınır bölgelerine verilen isimdir. (eng. Ecotone)
Elektrodiyaliz
Suyun tuzunun gideril­mesinde kullanılan elektrokimyasal işlem. (eng. Electrodialysis)
Emisyon
Gaz yada gaz ve partikül karışım­larının atmosfere verilmesi. (eng. Emission)
Endemik
Bulunduğu bölgenin ekolojik şartları yüzünden yalnızca belirli bölgede yaşayan/yetişen, dünyanın başka yerinde yaşama/yetişme ihtimali olmayan, yöreye özgü hayvan/bitki türüdür. (eng. Endemic)
Endrin
Klorlu hidrokarbonlar sınıfından çok zehirli, geniş spektrumlu böcek öldürücü.
Endüstriyel Atık
Endüstriyel işlemler sonucunda ortaya çıkan atık, özellikle sıvı atıklar. (eng. Industrial Waste)
Enerji Dönüşümü
Bir enerji biçiminin diğerine dönüşmesi.(eng. Energy Conversion)
Entropi
Yararlanılamayan enerjinin ölçümü; bir sistemdeki düzensizliğin düzeyinin ölçümü. (eng. Entropy)
Enzim
Canlı maddeye özgü katalizör. (eng. Enzym)
EPA
Çevre Koruma Ajansı. (eng. Environmental Protection Agency)
Epidemiloji
Bir nüfus topluluğundaki hastalıkların sıklıklarının ve yaygınlıklarının incelenmesiyle ilgili tıp bilimi. (eng. Epidemiology)
Erken Orman Ardıllığı
Bir bölgedeki bitki örtüsünün kaldırılmasından veya yok edilmesinden sonra ilk olarak gelişen bitki ve hayvan topluluğu. (eng. Early Forest Succession)
Erozyon
Havanın yada insanların müdahalesi sonucunda kaya parçacıklarının ve toprağın asıl yerlerinden kopmaları, taşınmaları ve başka bir yerde kalmaları süreci. (eng. Erosion)
Esmer Kömür
Düşük kaliteli kömür; linyit. (eng. Lignite)
Evsel Atık
Yönetiminden belediyenin sorumlu olduğu, evlerden kaynaklanan ya da içerik veya yapısal olarak benzer olan ticari, endüstriyel ve kurumsal atıklara verilen addır. (eng. Domestic Waste)
F
Fabrika Hayvancılığı
Büyük ölçekli, sanayileşmiş tarım/hayvancılık. (eng. Factory Farming)
Fahrenhayt
Alman fizikçi Daniel Gabriel Fahrenheit tarafından 1724 yılında oluşturulan bir sıcaklık ölçüm birimidir. (eng. Fahrenheit)
Fakültatif
Oksijen gibi belirli bir çevresel faktör olsun ya da olmasın, farklı koşullar altında yaşama yeteneğine sahip olmak. (eng. Facultative)
Fakültatif Mutualist
Ev sahibiyle ilişki kuran ancak ondan ayrı da yaşayabilen faydalı bir ortak yaşam. (eng. Facultative Mutualist)
Fan
Alüvyon yelpazesi gibi kama şeklindeki bir tortu kütlesi (genellikle kum ve çakıl). (eng. Fan)
Fasiyes
Belirgin bir yer sürecini ve depolanma ortamını yansıtan çökel paketlerinin özelliklerinin genel ismidir. (eng. Facies)
Fauna
Jeolojik bir dönem/bölge ile ilgili, insanlar dışındaki hayvanların tümünün yaşamı. (eng. Fauna)
Fenoller
Tarım ilaçlarının, eczacılıktaki ürün­lerin, sepilemedeki etki maddelerinin, reçinelerin ve boyaların üretiminde kullanılan, insan ve su yaşamı bakımından zehirli etki taşıyan endüstriyel atık suda bulunan aromatik bileşikler. (eng. Phenols)
Feral
Yabani koşullarda yaşayan, evcilleştirilmiş örnekleri de bulunan hayvanlar ve bitkiler.
Filtre
Hava veya sıvının geçmesine izin veren ancak katı parçacıkları tutan gözenekli bir ağ. (eng. Filter)
Fitoplankton
Bitkisel plankton. (eng. Phytoplankton)
Flor
Atom numarası 9, atom ağırlığı 19, yoğunluğu 1,265 olan, kokusu ozonu andıran, kahverengimsi sarı renkte, halojenler grubunun ilk elementidir. (eng. Fluorine)
Flora
Bir jeolojik dönem yâda yöre ile ilgili bitki yaşamı. (eng. Flora)
Floroidler
Flor içeren bileşikler. (eng. Fluorides)
Fosfat
Bitkiler için gerekli besin niteliği taşıyan ve insan ve hayvan gıdasının normal bileşeni olan fosfor bileşikleri; aynı zamanda lağım suyu ve tarımsal yüzey akışlarında da oluşur ve su oluşumlarında ötrofikasyona neden olur. (eng. Phosphate)
Fosil Yakıt
Kömür, petrol, doğal gaz vb. gibi doğal organik yakıtların tümü. Fosil yakıtlar bitki ve hayvan maddesinin milyonlarca yıl boyunca toprak altında ayrışmasından oluşur. (eng. Fossil fuels)
Fosjen
Renksiz tahriş edici gaz. (eng. Phosgene)
Fotokimyasal Duman
Endüstriyel işlemlerden ve otomobil egzoz gazlarından kaynaklanan hidrokarbon ve azot oksitleri emisyonlarının kirlettiği havada kuvvetli güneş ışığının etkisiyle gerçekleşen fotokimyasal tepkimenin oluşturduğu duman. (eng. Photochemical smoke)
Fotosentez
Klorofil içeren bitkilerin atmosferdeki karbondioksitten ve sudan, güneş ışığını enerji kaynağı olarak kullanarak karbonhidrat oluşturması, serbest kalan oksijenin ise atmosfere bırakılması süreci. (eng. Photosynthesis)
Fotovoltaik Yöntem
Güneş enerjisi örneğinde olduğu gibi, fotosel kullanarak ışıktan elektrik üretme yöntemi. (eng. Photovoltaics)
Fpom
İnce parçacıklı organik madde. (eng. Fine particulate organic matter)
Freaon
Yaygın biçimde kullanılan klorofluorokarbon. (eng. Freon)
Freatik
Freatik hidrolojide akiferleri, speleolojide mağara geçitlerini ve volkanolojide patlama tipini ifade etmek için kullanılan bir terimdir. (eng. Phereatic)
G
GAC
Taneli aktif karbon. (eng. Granular activated carbon)
Gama Radyasyon
Global Atmosfer Araştırması Programı. (eng. Global Atmosferic Resarch Programme)
Gause Yasası
Rekabetçi dışlanım ilkesi, Georgy Gause tarafından tarafından diğer ekolojik faktörlerin sabit ve değişmez olması durumunda aynı kaynaklar için rekabet eden iki türün bir arada olamayacağını belirten bir ilkedir. (eng. Gause’s Principle)
Gaz Dezenfektan
Yapılarda ve seralarda kullanılan gazlaştırılmış böcek öldürücü. (eng. Fumigant)
Gaz Kromatograf
Bir gaz veya sıvı karışımın içindeki gazların veya uçucu sıvıların oranlarını belirleyebilen analiz cihazı. (eng. Gas chromatograph)
Gazlaştırma
Katı veya sıvı hidrokarbonların (kömür gibi) yakıt olarak kullanılmak üzere gaza dönüştürülmesi. (eng. Gasification)
Gazolin
Şeker kamışının fermantasyonu ile üretilen temiz bir yakıt olan benzin ve etanol karışımı. (eng. Gasohol)
Geceyarısı Çöp Dökme
Yasadışı ve gizli çöp dökme. (eng. Midnight dumping)
GEMS
Global Çevre İzleme Sistemi. (eng. Global Environmental Monitoring System)
Gezer Ev
Su ve elektriği bulunan, içinde yaşanan karavan. (eng. Mobile home)
Girdap
Havanın ve su akımlarında türbülansın neden olduğu her türlü boyutta anafor hareketi. (eng. Eddy)
Girdap Yayılması
Çalkantılı bir akış rejiminde bulunan yabancı maddelerin moleküler difüzyona kıyasla çok daha büyük bulutlarda yayılımı. (eng. Eddy difusion)
Girdi
Bir ortama bulunan ve çevre için zararlı kirleticiler içeren her tür gaz ya da sıvı atıklar. (eng. Input)
Gizli Yağış
Potansiyel bir kirlilik nedeni oluşturan ve ağaçlarla bitkileri etkileyen, yağmur dışındaki nem durumu. (eng. Occult precipitation)
Gölet
Gölden küçük ve havuzdan büyük, doğal yada yapay olarak yapılmış su kütlesi (oluşumu). (eng. Pond)
Gres
Madeni yağlara göre daha yüksek akmazlığa sahip, orijinalinde kalsiyum, sodyum ya da lityum sabun jelinin mineral yağlarla emülsiyon halinde olduğu bir yağlayıcı çeşididir. (eng. Grease)
Gri Alan
Genellikle emniyetli kabul edilen. (eng. Generally recognized as safe)
Gri Su
Duştan, küvetten, lavabolardan toplanan, fotoseptik atığı dışında tutan evsel atık suya verilen addır. (eng. Grey water)
Gübre
Toprağı daha verimli duruma getirmek amacıyla toprağa dökülen, karıştırılan her türlü hayvan dışkısı, bitkisel ya da kimyasal madde. (eng. Fertilizer)
Gürültü Kirliliği
İnsanlar üzerinde olumsuz fizyolojik ve psikolojik etkiler yaratan, arzu edilmeyen sesler. İnsan, hayvan veya makine kaynaklı oluşan istenmeyen sesler. (eng. Noise pollution)
H
Habitat
İçerisinde bir çok türün barındığı, hem canlı hem de cansız ögeleri içinde barındıran yaşam alanı.(eng. Habitat)
Halofil
Yüksek tuz konsantrasyonlarında yaşamını sürdürebilen canlı.(eng. Halophile)
Halojenler
Periyodik cetvelin 7A grubunda bulunan, elektronegatifliği yüksek elementler.(eng. Halogens)
Havalandırma
Su arıtma işleminde su bileşenlerini kaldırmak veya değiştirmek için fırçalama ve oksidasyon yöntemleri kullanan bir prosestir.(eng. Aeration)
Helikal
Helezon, sarmal şeklinde olan.(eng. Helical)
Helikaz
DNA’nın iki zinciri arasında, nükleik asitleri birbirine bağlayan, hidrojen bağlarını kırmakta görevli olan enzim.(eng. Helicase)
Hepatit
A, B, C, D, E gibi türleri olan ve virüslerin sebep olduğu karaciğerde oluşan iltahabın yarattığı hastalıktır.(eng. Hepatitis)
Herbisit
Tarımda; istenmeyen, yabancı bitkilerden kurtulmak için kullanılan toksik bir kimyasal.(eng. Herbicide)
Heterotrof
Besinlerini kendikendilerine üretemeyen, dışarıdan almak durumunda olan canlılar.(eng. Heterotroph)
Hidrofilik
Su ile etkileşime girebilen maddeler.(eng. Hydrophilic)
Hidrofobik
Su ile etkileşime giremeyen maddeler.(eng. Hydrophobic)
Hidrojen bağı
Zayıf bağların en kuvvetlisidir. İçerisinde F,O veya N elementleri içeren iki molekül arasında oluşur.(eng. Hydrogen bond)
Hidrokarbon
Yapısında yalnızca karbon ve hidrojen bulunan bileşikller.(eng. Hydrocarbon)
Hidroksil
Bir hidrojen ve bir oksijenden oluşan, -1 yüklü moleküldür.(eng. Hydroxyl)
Hidrolik
Sıvıların mekanik özelliklerini inceleyen bir mühendislik dalı.(eng. Hydrolic)
Hidrolitik
Hidrolizle ilgili, hidrolize yardımcı olan.(eng. Hydrolitic)
Hidroliz
Hidro ve liziz kelimelerinin birleşmesinden meydana gelir. Su ile parçalama olarak nitelendirilebilir. Bir tepkimede suyun girişi ile büyük moleküllerin daha küçük moleküllere parçalanması işemidir.(eng. Hydrolysis)
Hidroloji
Su bilimi. Suyun biyolojik, kimyasal veya fizksel etmenlerini inceleyen bilim dalıdır.(eng. Hydrology)
Hidrosfer
Su küre. Dünyada bulunan tüm su kütlesine verilen addır.(eng. Hydrosphere)
Hif
Mantarların oluşturduğu, filamentli bir ağ yapısı.(eng. hyphae)
Higrometre
Havada bulunan nem miktarını ölçmek için kullanılan cihazdır. Nemölçer olarak da bilinir.(eng. Hygrometer)
Hipersalin
Çok yüksek tuz konsantrasyonlarına sahip.(eng. Hypersaline)
Hipertermofil
Yüksek sıcaklıklarda yaşamlarını idame ettirebilen canlılar.(eng. Hyperthermophilic)
Hipolimnion
Göllerin derinliklerinde bulunan, ışık almayan, oksijen miktarı ve sıcaklığın düşük olduğu su tabakası.(eng. Hypolimnion)
Histogram
İstatistikte, gruplandırılmış verilerden oluşturulan sütun grafikleri.(eng. Histogram)
Homeostazi
Bir organizmanın sahip olduğu iç denge.(eng. Homeostasis)
Homojenlik
Bir maddenin, yapının her noktasının aynı özelliklerde olması durumu.(eng. Homogenity)
Horizon
Toprağı oluşturan katmanların her birine denir. Bu katmanlar fiziksel ve kimyasal olarak birbirlerinden farklıdırlar.(eng. Horizon)
Humus
Mikroorganizmalar tarafından parçalanan hayvan ve bitki atıklarının oluşturduğu, toprağı besleyen maddeye denir.(eng. Humus)
Hücre
Bir organizmanın yaşamsal faaliyetlerinin gerçekleştiği en temel yapı birimidir.(eng. Cell)
I
Isı
Yüksek sıcaklıklardan düşük sıcaklıklara aktarılabilen bir enerji türüdür.(eng. Heat)
Isı Adası
Kentleşme sonucu, büyük şehirlerin barındırdığı nüfus ve insan faaliyetleri sonucu kırsal kesminden daha sıcak olması durumu.(eng. Heat island)
Isıl
Isıyla ilgili, ısınan.(eng. Thermal)
Izgara
Arıtma tesisine zarar verebilecek nitelikte olan iri madde, kum, yağ, gres ve köpük gibi yüzücü maddelerin tutulmasına yarayan bir düzenek.(eng. Grid)
Işın
Işığın dalga sinüzoidin aynı fazına sahip olduğu tüm noktaların kümesine dik olarak gösterilen bir ışık modelidir. Bu yön aynı zamanda enerji akış yönünü de belirtir.(eng. Ray)
İkincil arıtma
Biyolojik ve kimyasal yöntemlerle organik maddelerin arıtlıdığı aşama.(eng. Secondary treatment)
İklim
Bir coğrafyada gerçekleşen meteorolojik olayların ortalaması. (eng. Climate)
İklim değişikliği
Fosil yakıtların aşırı tüketilmesi sonucu alışık olduğumuz ikllim koşullarının, sıcaklıkların, hava olaylarının değişime uğraması (eng. Climate change)
İletken
Isıyı, elektrik akımını, sesi elektronlar veya moleküler hareketler aracılığıyla kendi üzerinden geçirip aktara bilen madde.(eng. Conductive)
İndikatör
Belirteç. Kimyada, bir maddenin bazı kimyasal özelliklerini ayırt edebilmek için kullanılan ilave maddelerdir.(eng. Indicator)
İndirgenme
Bir kimyasal tepkimede bir bileşiğin veya elementin kaybetmesi olayı.(eng. Reduction)
İnert
Kimyada, herhangi bir tepkimeye girmeye meyilli olmayan madde.(eng. Inert)
İnkübasyon
İnkübatörde, mikroorganizmalar için optimum sıcaklıkların sağlanması işlemi.(eng. Incubation)
İnorganik
Canlılar tarafından üretilmeye, doğada hazır olarak bulunan, yapısında karbon ve hidrojeni aynı anda bulundurmayan maddeler.(eng. Inorganic)
İnsektisit
Böcek ilacı. Tarımda, ürünlerin böceklerden korunmasını sağlayan toksik maddeler.(eng. Insecticide)
İnterpolasyon
Bilinen değerlerin artış miktarlarına bakılarak istenilen değerin yaklaşık olarak bulunmasına yarayan numerik metod.(eng. Interpolation)
İstemli tepkime
Entropinin sıfırdan büyük olduğu, dışarıdan herhangi bir müdahale olmadan, kendiliğinden gerçekleşebilen reaksiyonlar (eng. Spontaneous reaction)
İstemsiz tepkime
Entropinin sıfırdan küçük olduğu, kendiliğinden gerçekleşmeyen tepkimelerdir.(eng. Nonspontaneous reaction)
İyodür
(I-) İyot elementinin -1 yüklü halidir.(eng. iodide)
İyon
Bileşikleri oluşturan, elektrik yüklü parçacıklardır.(eng. Ion)
İyonlaşma Enerjisi
Bir atomun son yörüngesindeki bir elektronu koparmak için harcanması gereken minimum enerji.(eng. Ionization Energy)
İyonosfer
Atmosferin 70 km ile 400 km yükseklikler arasında kalan bölgesi. Termosfer, ekzosfer ve mezosferin küçük bir kısmını içerisinde bulundurur. Serbest elektronların ve iyonların dolaştığı bölgedir.(eng. Ionosphere)
İzentalpik
Entalpinin sabit olması durumu(eng. Isentalpic)
İzentropik
Entropinin sabit olması dururmu(eng. Isentropic)
İzobar
1. Eş basınç. İki noktada basıncın aynı olması dururmu.
2. Proton sayısı farklı, kütle numarası aynı olan atomlar.(eng. Isobar)
İzomer
Bir maddenin farklı moleküler yapıdaki halleri.(eng. Isomer)
İzometrik
Hacmin sabit tutulduğu proseslere izometrik prosesler denir. Ayrıca, çizim yapılırken sabit aralıklara göre yapılmasıdır.(eng. Isometric)
İzopren
Kağuçuğun ana bileşeni. Doymamış, uçucu bir hidrokarbon.(eng. Isoprene)
İzostatik denge
Yer kabuğundaki plakaların aralarındaki denge.(eng. Isostatic equilibrium)
İzotermal
Hiçbir şekilde sıcaklık değişiminin olmadığı proseslere izotermal prosesler denir.(eng. Isothermal)
İzotonik
İki ortamın yoğunluklarının eşit olması durumu.(eng. Isotonic)
J
J Eğrisi
Bir popülasyondaki üstel büyümeyi tanımlayan bir büyüme eğrisi. Kontrast S eğrisi. (eng. J curve)
Jet Rüzgarı
Rüzgâr hızı 60 kt.’dan daha hızlı olan ve tipik olarak 1500 nm. uzunluğunda, 200 nm. genişliğinde ve 12000 ft. derinliğinde olan rüzgârdır. Troposfer seviyesinde görülürler. Yatay düzlemde yüksek sıcaklık değişimlerine sebep olurlar. (eng. Jet wind)
Jeolojik harita
Kaya oluşumları ile fay hatları gibi diğer fiziksel özelliklerin dağılımlarını ve aralarındaki ilişkileri gösteren harita. (eng. Geological map)
Jeolojik tehlikeler
Faylar, yanar­dağlar, heyelanlar, depremler ve toprak çökmeleri gibi, doğal kökenli yâda insan faaliyetinin yol açtığı tehlikeli jeolojik koşullar. (eng. Geological Hazards)
Jeosfer
Yeryüzünün, atmosfer, hidrosfer ve biyosfer dışındaki katı, cansız bölümü. (eng. Geosphere)
Jeotermal enerji
Belli elemanların radyoaktif ayrışmasından oluşan, yeryüzünün iç ısısı; bu ısı, potansiyel olarak büyük ve aslında ulaşılmamış bir enerji kaynağıdır. (eng. Geothermal Energy)
Joule
Enerjinin birimi
Jura jeolojik devri
Mezozoik çağda, yaklaşık 208 ile 145 milyon yıl önce arasındaki jeolojik zamanın orta dönemi (eng. Jurassic geological period)
K
Kaba Kirlilik
Ağır yâda yoğun kirlilik; bir inçin 1/8’inden daha büyük boyutlu istenmeyen herhangi bir madde. (eng. Coarse Pollution)
Kaçak
Basınç kontrolü kaybolduğunda ortaya çıkan yağ yada gaz sızıntısı. (eng. Leakage)
Kahverengi Duman
Fosil yakıtların nispeten düşük ısıda yanmasından oluşan ve siyah dumandan daha az yoğun duman. (eng. Brown Smoke)
Kalıntı
Katı atığın işlenmesi sonucunda ortaya çıkan nihai ürün; yakma işleminden sonra fırında oluşan katı maddelerden ibaret kalıntı. (eng. Remain)
Kalıntı Klor
Klorlama işlemi sonrası suda kalan klor miktarı. (eng. Residual Chlorine)
Kalma Süresi
İncelenen bir maddenin bir havuzda yada rezervuarda kaldığı ortalama süre. (eng. Detention Time)
Kalsiyum Hidroksit
Sönmüş kireç diye de bilinen, arıtma süreçlerinde pH ayarlaması ve pıhtılaştırma işlemlerinde kullanılan kalsiyum bileşiği. (eng. Calcium Hydroxide)
Kanalizasyon Kapasitesi
Bir kana­lizasyon borusunun tutabileceği azami atık su miktarı; beher gün için kişi başına belli sayıda galon olarak ifade edilir. (eng. Sewer Capacity)
Kanalizasyon Sistemi
Kanalizasyon Sistemi
Kanallama
Büyük miktardaki suyun, su düzeyini tehlikeli biçimde yükseltmeksizin iletilmesini sağlamak üzere akıntı kanallarının değiştirilmesi. (eng. Duction)
Kapalı Akifer
Kaya katmanları arasında sıkışıp kalmış yeraltı suyu. (eng. Confined Aquifer)
Kapalı Sistem
Dışındaki nesnelerle madde alışverişi olmayan sistem. (eng. Closed System)
Karboksihemoglobin
Kanda oksijen taşıyan hemoglobin pigmentinin karbon monoksit ile birleştiğinde oluşturduğu bileşik. Bu madde, oksijen taşınımını engelleyip, ölüme yol açar. (eng. Carboxyhemoglobin)
Karbon Ayak İzi
Karbon ayak izi, birim karbondioksit cinsinden ölçülen, üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür (eng. Carbon Footprint)
Karbon Döngüsü
Karbon atomlarının fiziksel, jeolojik, kimyasal ve diğer süreçler sonucunda atmosfer, okyanuslar, yeryüzü vb. arasındaki dolaşımı. (eng. Carbon Cycle)
Karbon Soğurması
(ABSORPSİYONU YADA ADSORPSİYONU) Aktif karbon kullanılarak yapılan soğurma veya adsorpsiyon. (eng. Carbon Sorption)
Karbondioksit
Yeterli oksijen koşullarında fosil yakıtların yanmasıyla oluşan, atmosferde mevcut bir bileşik. Soluduğumuz oksijeni yayan klorofilli bitkiler içİn gerekli olup kendi başına zehirli değildir, ancak yoğun haldeyken boğucu olabilir. (eng. Carbondioxide)
Karbonmonoksit
Fosil yakıtların yeterince hava ile yanmamasından oluşan, gözle görülmeyen, tatsız, kokusuz ve son derece zehirli bir gaz. (eng. Carbonmonoxide)
Katı Atık
Katı özellikleri taşıyan her türlü atık madde. (eng. Solid Waste)
Katı Atık Yönetimi
Katı atıkların toplanmasını, işlenmesini ve tasfiyesini, ayrıca yeniden işlenerek kullanılmasını planlı biçimde denetleme sistemi. (eng. Solid Waste Management)
Katışık Gıda
Saflığı giderilmiş gıda maddesi. (eng. Immediate Food)
Katkı Maddeleri
İstenen nitelikleri ıslah etmek veya istenmeyen nitelikleri gidermek için eklenen maddeler. (eng. Additives)
Katodik Koruma
Metal bazlı yeraltı veya sualtı borularını paslanmaya (oksitlenmeye) karşı koruyan elektrokimyasal yöntem. (eng. Cathodic Protection)
Katran
Kömür ve odunun damıtılmasından sonra geriye kalan siyah yapışkan madde; petrol arıtımı sonucunda oluşan kalıntıyı da ifade eder. (eng. Tar)
Kelat
Deniz suyundan organik materyali ayırmaya yarayan kimyasal ayırma aygıtı; Kelatlamaya yönelik etki maddeleri, köpük oluşumunu önlemek amacıyla deterjanlarda kullanılır. (eng. Kelat)
Kendi Kendine Temizlenme
Özarıtım, Bir su oluşumunun organik atıklarla kirlendikten sonra yeniden arınma konusundaki doğal yönelimi. (eng. Self Purification)
Kentsel Planlama
Kentsel bir alanın fiziksel altyapı, konut ve ulaşım, toprak kullanımı, kentsel büyüme de dâhil, çeşitli öğelerinin planlanması süreci. (eng. Urban Planning)
Kentsel Yüzeysel Akış
Yoğun imar görmüş alanlarda oluşan ve özellikle asılı katılar, zehirli maddeler, bakteriler, besin maddeleri, asbest, yağ, gres yağı ve tuz gibi kaynağı kent sokakları, inşaat malzemeleri ve çöpler olan çeşitli kirleticilerin bulaştığı yüzeysel su akışı. (eng. Urban Surface Flow)
Kırmızı Gelgitler
Kirlilik ve ötrofikasyon sonucunda, deniz planktonu tiplerinin zehirli olabilecek düzeyde yoğunlaşmasıyla kıyı sularının renginin bozulması şekliyle oluşan doğal olay. (eng. Red Tides)
Kırmızı Kil
Nemli tropikal ve subtropikal bölgelere özgü, demir ve alüminyum oksitleri bakımından zengin, oldukça ince kırmızı renkli toprak. (eng. Laterite)
Kıyı Bölgesi Yönetimi
Kıyı sularının ve su havzalarının, kirlilikten korumak ve azami yararı sağlamak amacıyla yönetimi. (eng. Coast Region Management)
Kıyı Bölgesi
Köklü bitki örtüsünün ortaya çıktığı, güneş ışığının su tabanına nüfuz edebildiği yüksek düzeyde fotosentez olayına olanak veren tatlı sulardaki sığ kıyı bölgesi. (eng. Coast Region)
Kıyı Su Bendi
Sel suyunu depolayıp sonra kıyı sularına bırakarak, su denetim sistemi işlevi gören arazi parçası. (eng. Shore Water)
Kıyı Sürüklenmesi
Kırılan dalgaların oluşturduğu akıntılarla kumların denize çekilmesi. Bu durum kıyı koruma planları açısından önem taşır. (eng. Coast Drag)
Kıyısal
Sahilde yada sahil yakınında bulunan; sahille ilgili. (eng. Coast)
Kimyasal İşlem
Zehirli, kokulu yada aşındırıcı nitelikteki gazların ve emisyonların arıtılmasında kullanılan kimyasal yöntemler. (eng. Chemical Process)
Kimyasal Kirlilik
Gaz, katı yâda sıvı haldeki kimyasal maddelerin etkisiyle havada, suda ve toprakta oluşan kirlilik. (eng. Chemical Pollution)
Kimyasal Oksijen İhtiyacı
Bir su örneğindeki organik ve oksitlenebilir inorganik bileşikleri yükseltgemek için gerekli oksijen miktarını ölçen, suyun kalitesiyle ilgili bir gösterge. (eng. Chemical Oxygen Demand)
Kimyasal Mutagenler
Daha sonraki kuşaklarda doğuştan gelen kusurların artışına yol açabilen, kimyasal kökenli potansiyel mutasyon nedenleri. (eng. Chemical Mutagens)
Kirleten Öder İlkesi
Kirliliğin üstesinden gelmenin bedelini kirleticinin karşılaması gerektiğini savunan ilke. (eng. Pollutant Pay Principle)
Kirletici
Havayı, suyu, toprağı yada çevreni herhangi bir ögesini kirleten madde. (eng. Polluting)
Kirletici Sızıntı
Suyun toprağa gömülü katı atıkların arasından sızarken mevcut asılı ve çözünmüş katı maddeyi ve bakterileri emerek oluşturduğu, bazen yeraltı sularına da karışabilen kirletici. (eng. Contaminant Leak)
Kirli Sisi
Önceleri duman (smoke) ile sisin (fog) birlikte tanımlanması için kullanılmıştır. Daha sonra ise özellikle atmosferde fotokimyasal tepkimeye uğrayan otomobil egzozlarının ve diğer emisyonların yol açtığı kentsel alanlardaki fotokimyasal pusu anlatmak için kullanılmıştır. (eng. Dirty Fog)
Kirlilik (Kirlenme)
Çevrenin insan, bitki ve hayvan yaşamı açısından tehlikeli yâda potansiyel olarak tehlikeli olacak derecede kirlenmesi; bozulmayan yada dağılmayan atık materyalin çevreye bırakılması. (eng. Pollution)
Kirliligin Dönüştürülmesi
Sabunun ham maddesi olan donyağını ve hayvan yeminde kullanılan, protein oranı yüksek, yağsız bir ürünü elde etmek için hayvan atıklarının pişirilmesi işlemi. (eng. Conversion of Pollution)
Kirliligin Kaydırılması
Katı atık toplanmasında olduğu gibi, kirliliğin bir alandan yada yöreden bir diğerine kaydırılması. (eng. Lift of Pollution)
Klor
Ağartıcı, oksitleyici etki maddesi olarak su arıtma yada mikrop giderme amacıyla kullanılan halojen eleman; zehirli bir gaz. (eng. Chlorine)
Klor İhtiyacı
Belirli bir hacim pis suda bulunan bütün patojenik bakterileri öldürmek için gerekli klor miktarı. (eng. Chlorine Demand)
Klorlama
Mikropları giderme amacıyla içme suyu yada atık suya klor eklenmesi. (eng. Chlorination)
Klorlanmış Hidrokarbonlar
Organoklorlar diye de adlandırılırlar. Bu maddeler endrin heptaklor, aldrin, toksafen, dieidrin, DDT, klordan ve metoksiklor gibi sentetik zehirler içerir. Bu sentetik zehirler toprakta, akarsu ve deniz dibinde değişmeden kalırlar. (eng. Chlorined Hydrocarbons)
Klorofil
Oksijen üretmek için ışığı ve karbon dioksiti kullanan, bitkilerde bulunan renk maddesi. (eng. Chlorophyll)
Kloroflorokarbon
Aerosol püskürtücülerde, soğutmada, plastik köpükte ve endüstriyel çözücülerde kullanılan, ozon tabakasının tükenmesine yol açan ana faktör olduğu ve sera etkisine katkıda bulunduğu düşünülen son derece kararlı (kalıcı) bileşikler. (eng. Chlorofluorocarbons)
Kobalt 60
Hem insanlara hem de hayvanlara zararlı nitelik taşımakla birlikte tıpta kullanılan radyoaktif kobalt. (eng. Cobalt 60)
Koku Giderme
Uygun olmayan kokuların ve gazların giderilmesi yada önlenmesi. (eng. Odor Removal)
Koku Maddesi
Gazlara koku eklemekte kullanılan ve böylece sızıntılar konusunda uyarıcı olan madde. (eng. Fragrance Substances)
Koliform Bakteriler
İnsanların ve sıcak kanlı hayvanların kalın basaklarında yaşayan ve sudaki konsantrasyonu patojenlerin de bulunabileceğini gösteren indikatör bakteriler. (eng. Coliform Bacteria)
Kollektör
Gaz, sıvı ya da katılardan kirleticileri ayırıp toplayan kirlilik denetleme aygıtı. (eng. Collector)
Kolloidler
Büyüklüğü 10-1000 angstrom arasında değişen, bir başka maddede asılı, çok küçük parçacıklar. (eng. Colloids)
Kompostlama
Katı atık ve çamur gibi organik maddeleri, anaerobik çürütme yoluyla bir tür gübreye dönüştürmekten ibaret biyolojik bir süreç. (eng. Composting)
Kontrol Bendi
Özellikle toprak erozyonunu denetlemek amacıyla kullanılan, suyun ve molozun kanaldaki akışını geciktirmeye yönelik küçük bent. (eng. Control Bench)
Kontur Şeridi Madenciliği
Kontur hatları boyunca yapılan yüzey madenciliği. (eng. Contour Strip Mining)
Koridor Gelişimi
Şerit biçimin­deki gelişim; doğrusal bir güzergâh izleyen kentsel gelişim. (eng. Corridor Development)
Koruma
Doğal ve insanların oluşturduğu çevre kaynaklarının (madenIer, su, ormanlar, balık yatakları, vahşi yaşam vb.) tükenme ve israfa karşı ve aynı zamanda güzelliğinin bozulmaması amacıyla korunması, yönetimi ve akılcı kullanımı. (eng. Protection)
Koruma Şeridi
Toprağı rüzgâr eroz­yonundan korumak için dikilen ağaçlar ve çalılar. (eng. Protection Strip)
Kozmik Işınlar
Uzaydan gelen alfa, beta ve gamma ışınları. Bu ışınlar yeryüzünü etkileyen karmaşık bir radyasyon (ışıma) sistemi oluşturur. (eng. Cosmic Rays)
Kömür Kalitesi
Bir kömürün diğerlerine göre kalite düzeyi. (eng. Coal Quality)
Kömür-Su Karışımı
Boru hatların­da, tankerlerde vb. gerçekleşen, kirliliğe yol açmadan ayrılması zor olan karışım. (eng. Coal-Water Mixture)
Köpük Gidericiler
Köpür­meyi azaltmada kullanılan veya köpük oluşumunu denetlemek için deterjanlara eklenen kimyasal maddeler. (eng. Foam Extractors)
Kristalleştirme
Sıvı atıkların arıtıl­masında atık maddeden suyu ayırmak için kullanılan yöntem. (eng. Crystalization)
Kritik Alanlar
Bataklık ve su taşkınlarına açık alanlar gibi sıkı gelişim kontrolü gerektiren, çevresel yönden hassas yada tehlikeli alanlar. Bazen tarihsel ve arkeolojik yönden özellik taşıyan yöreleri anlatmak için de kullanılır. (eng. Critical Areas)
Kriyosfer
Yeryüzündeki kar ve buz çökeltilerinin bütünü. (eng. Cryosphere)
Kullanıcı Dostu
Nasıl kullanılacağı konusunda açıklayıcı bilgi verilmeden nispeten kolayca kullanılabilen makineler ve bilgisayar yazılımını ifade eden niteleme. (eng. User Friendly)
Kullanılabilir Besin
Büyüme için özümlenebilecek durumdaki besleyici eleman yada bileşik miktarı. (eng. Useable Nutrition)
Kullanma Suyu
Aşırı mineral yada tuz yoğunluğu taşımayan, insan, hayvan yada bakterilerle ilgili zararlı madde birikimi içermeyen, insanların tüketmesine elverişli su. (eng. DHW, Potable Water)
Kum Filtresi
Atık suda askıda bulunan maddeyi süzmeye yarayan kum dolu yatak. (eng. Sand Filter)
Kurakçıl Bitki
Kurak koşullarda yaşayabilen bitki. (eng.Growth Plant)
Kurşun
Biriken bir zehir olup küçük miktarları bile ciddi hastalıklara yâda ölüme yol açan, doğal çevrede bulunan inorganik bir eleman. Bilinen en eski su kirleticilerden biridir ve kurşun boruların su dağıtım şebekesinde kullanılmaları sonucu oluşur. Havada bulunan kurşunun büyük bölümü benzine katkı maddesi olarak konan tetraetil kurşun (TEL) bileşiğinden kaynaklanmaktadır. (eng. Bullet)
Kurşun Arsenat
Bir böcek zahiri türü. (eng. Lead Arsenat)
Kurşunsuz Benzin
Organik kurşun bileşikleri katılmamış benzin. (eng. Unleaded Gasoline)
Kurum
Kısmi yanmadan oluşan ince karbon parçacıkları yada yüksek karbon içeriğine sahip parçacıklar. (eng. Institution)
Kurutma Yatağı
Birincil işlemden sonra, suyun süzülüp buharlaştırılması için lağım çamurunun yayıldığı özel alan. (eng. Sludge Drying Bed)
Kükürtün Giderilmesi
Fosil yakıt­ların kükürt içeriğinin tasfiye edilmesi yâda azaltılması işlemi. (eng.Sulfur Removal)
Kül
Yanan maddelerin bıraktığı kalıntı. (eng. Ash)
Küme İmar
İnşaat alanını aza indirmek amacıyla kümeler halinde yapılan binalar. (eng. Cluster Zoning)
Kümekent
Birleşmiş kentsel topluluklar grubu yada ağı. (eng. Cumeent)
L
Laer
Gerçekleştirilebilir en düşük emisyon oranı. (eng. Laer)
Lagün
Lağım çamurunun işlenmesinde kullanılan oksitleme havuzu. (eng. Lagoon)
Lağım Çukuru
Konutların pis su depolama tankı. (eng. Sewage Pit)
Lenitik
Kendi kendine temizlenen, hızla akan sular. (eng. Lenitic)
Lentik
Göl, havuz, bataklık gibi kirliliğe maruz durgun sular. (eng. Lentic)
LHD
Litre/Hane/Gün. (eng. LHD)
Lidar
(IŞIK SAPTAMA VE UZAKLIK TAYİNİ) Uzak mesafeye yayılmış baca zerrelerini bulmaya yarayan hava kirliliğiyle ilgili teknik. (eng. Lidar)
Liken
Kayalarda ve ağaçlarda oluşan, sülfür dioksit gibi kirletici maddelerin varlığını gösteren suyosunu ve mantar birleşimi. (eng. Lichen)
Limnoloji
Tatlı suların fiziksel, kimyasal ve biyolojik durumlarını inceleyen bilim dalı. (eng. Limnology)
Lindan
Klorlanmış hidrokarbonlar ailesinden dayanıklı suda çözünmeyen bir tarım ilacı. (eng. Linda)
Linyit
(ESMER KÖMÜR) Düşük kalorili bir kömür cinsi. (eng. Lignite)
Litosfer
Genellikle yer yüzeyinden yaklaşık seksen kilometre derinliğe kadar uzanan yer kabuğu katmanı. (eng. Lithosphere)
Lizimetre
Buharlaşma sonucu su kaybı oranını ölçen alet. (eng. Lysimeter)
Liziz
Hücrelerin tahribi (yıkımı). (eng. Liziz)
LNG
Sıvılaştırılmış doğal gaz. (eng. LNG)
LPG
Sıvılaştırılmış petrol gazı. (eng. LPG)
LRT
Hafif raylı ulaşım; uzun menzilli taşımacılık. (eng. LRT)
LTC
Laboratuar deneme odası. (eng. LTC)
LV
Sınır değerleri. (eng. Limit Value)
Le Chatelier Prensibi
Kimyada dengedeki bir sisteme dışarıdan bir etkide bulunulduğunda, sistem bu etkiyi azaltıcı yönde yeni bir denge hali oluşturur. (eng. Le Chatelier Principle)
M
Magma
Organizmaların nispeten büyük miktarlar halinde yararlandığı karbon, hidrojen, oksijen, azot fosfor, sülfür, potasyum ve kalsiyum gibi mineral besinler.
Makro Besinler
Bataklık topraklarda, lağım sularında ve ayrıca kömür madenlerinde organik maddenin anaerobik koşullarda ayrışmasından oluşan, genellikle bataklık gazı olarak adlandırılan, doğal, renksiz gaz. Atmosferde yoğunluğunun artması sera etkisine yol açar.
Medya
Çok küçük bitkiler ve hayvanlar; hastalığa yol açan bazıları lağım suyunda bulunur.
Membran
Biyolojik işleme tabi tutma süreçlerinde aktif etki maddesi işlevi gören yada indirgeme faaliyetine katkıda bulunan, sıvı atıklarda bulunan mikroskobik bitkiler yada hayvanlar.
Metamorfoz
Bir genin ya da kromozomun yapısındaki aktarılabilir değişim.
Mezofer
[Mutagens] Genleri değiştirme yeteneğine sahip etki maddeleri.
N
Nikel
Normal olarak insana zarar vermeyen, fakat sıcak karbon monoksitle tepkime ilişkisi içine girince öldürücü bir zehir oluşturan eser element. Öldürücü zehir etkisi otomobillerde yanma sırasında gerçekleşir. (eng. Nickel)
Nitrat Giderme
Nitrattaki azotu indirgemek yoluyla ortamdan uzaklaştırmak. (eng. Denitrification)
Nitratlama
Amonyum iyonunun nitrosomonas ve nitrobakter türünden mikroorganizmalar tarafından nitrit ve nitrat iyonlarına yükseltgenme işlemi. (eng. Nitrification)
Nükleer Enerji
Özellikle elektrik üretimi için nükleer füzyon ya da füzyon ile oluşturulan enerji. Nükleer enerji tesisleri, atık tasfiyesi ve kaza tehlikesi açısından kaygı kaynağıdır.
O
Ormancılık
Kaynaklarının en verimli kullanımını sağlamak amacıyla ormanların ve orman arazisinin yönetimi. (eng. Forestry)
Ortam
Çevreleyen atmosfer, belli bir yerin çevresi. (eng. Ambient)
Ortam Gürültüsü
Belli bir çevrede fondaki gürültü. (eng. Ambient Noise)
Ortam Havası
Çevreleyen atmosferin işgal ettiği sınırı belli olmayan bölge; soluduğumuz hava. (eng. Ambient Air)
Otobur; Otçul
Bitki tüketerek enerji sağlayan heterotrof organizma. (eng. Herbivore)
Ototrof (Kendibesler)
Şeker, nişasta, protein, yağ ve vitamin gibi moleküler yapı oluşturmak için güneş enerjisini tutarak ve kimyasal enerjiye dönüştürerek kendi besinini üreten, kendi kendine beslenen canlılar; fotosentetik bitkiler. (eng. Autotrophs)
Ozon
Oksijenden geçen elektrik boşaltımı ve radyasyonla oluşan, oksijenin tepkimeci, zehirli biçimi. Solunan atmosferde tahriş edici olabilir, stratosfer de ise mor ötesi ışınları süzdüğü için gereklidir. (eng. Ozone)
Ozon Tabakası
Zararlı morötesi radyasyonu süzen, ozon içeren üst atmosfer katmanı. CFC türünden kimyasal maddelerin atmosfere bırakılması sonucunda ozon tabakasının zayıfladığı, bunun da cilt kanserinde artışa yol açacağı hesaplanmaktadır. (eng. Ozone Layer)
Ozonosfer
Yeryüzünün 20-50 kilometre üzerindeki ozon içeren atmosfer katmanı (stratosferin bir bölümü). (eng. Ozonosphere)
Oşinografi
Okyanusların ve denizlerin bütün yönleriyle bilimsel yönden incelenmesi ve araştırılması. (eng. Oceanography)
Ökaryot
Ökaryotlar, hücrelerinde bir çekirdek ve başka organeller içeren bir canlılar grubu olup bilimsel sınıflandırmada arkeler ve bakterilerle beraber tüm canlıları kapsayan üç ana gruptan biridir. (eng. Euakaryote)
Öldürücü Doz 50
Bir maddenin deneneceği canlı grubunun yüzde 50’sini öldürecek ‘tek’ dozluk miktarı. (eng. LD50-Lethal Dose 50)
Ölüm Hızı
Belli bir nüfustaki ölümlerin sayısı. Değişik biçimlerde hesaplanır. Bir hesaplama yöntemi olan kaba ölüm hızı, belli bir coğrafi alanda beher 1.000 kişi başına yıllık ölümlerin toplam sayısıdır. (eng. Mortality Death)
Ön Arıtma
Arıtmanın daha etkili olması için, belli maddelerin birincil işlem öncesinde atık sudan ayrılması süreci. (eng. Pretreatment)
Ön Ozonlama
Ön ozonlama, iki ana etki yoluyla yarı veya tam ölçekli su arıtımı sırasında organik maddenin uzaklaştırılmasını etkiler. (eng. Pre-ozonation)
Örnekleme
Kirli hava, su, vb. den alınan örneklerin toplanması ve incelenmesini ifade eder. (eng. Sampling)
Örselenme
Büyük organik moleküllerin daha küçük moleküllere ayrışmasına ve dengeli materyal oluşumuna yol açan süreç. (eng. Degradation)
Örtü Malzemesi
Katı atıkların dökülüp bırakıldığı çukurlarda, çukurların üzerini örtmekte kullanılan toprak. (eng. Cover Material)
Ötrofikasyon
Atıklarla gelen aşırı besin maddelerinin vejetasyonu uyarmasıyla göllerin çözünmüş oksijen yokluğu sonucunda ölmesine kadar gidebilen yaşlanma süreci. (eng. Eutrophication)
Özümleme Kapasitesi
Tüketilen besinleri vücut maddelerine dönüştürme yeteneği; belli- maddeleri özümleme yeteneği. (eng. Assimilative Capacity)
Öğütme
Katı atıkları küçük parçacıklara indir­geme işlemi. (eng. Milling)
P
Parçacık
Gaz ya da havada asılı durabilen, gözle görülebilen ya da görünmeyen, katı ya da sıvı, toz, kum, kül ve sis gibi parçacıklar. (eng. Particulate Matter)
Patojen
Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar. (eng. Pathogen)
Pestisit
Zararlı bitki ve hayvanları yok etmekte kullanılan, insan ürünü kimyasal maddeler. Böcek öldürücü, yaprak dökücü ve kemirgen öldürücü türden bazı tarım ilaçları insan faaliyetleri yâda genel sağlık açısından tehdit oluşturabilir. (eng. Pesticides)
Plankton
Deniz, ırmak, gölet ve göl sularında yaşayan ve akıntılarla taşınan çok küçük boyutlarda hayvanlar ve bitkiler.
Polielektrolit
Polielektrolit, genel olarak bir milyondan fazla molekül ağırlığına sahip olan doğal veya sentetik olarak üretilen uzun zincirli organik polimerlerdir. Flokülant. (eng. Polyelectrolyte)
Ppb
Herhangi bir şeyin milyarda birini ifade eder. (eng. Parts per billion)
Ppm
Herhangi bir şeyin milyonda birini de ifade eder. (eng. Parts per million)
Protein
Proteinler, amino asitlerin polimerleşmesi sonucu oluşan polimerlerdir.
Püskürtücü
Basınç altındaki sıvıyı püskürtmek için kullanılan aracı kimyasal. Genellikle kloroflorokarbonlardan oluşan bu gazlar aerosol püskürtme kutularında püskürtücü olarak da yaygın biçimde kullanılır. (eng. Propellant)
Pıhtılaştırma
Fiziko-kimyasal bir ön arıtma süreci. Burada atık suya demir (III) klorür, alüminyum sülfat çözeltileri eklenerek çözünmüş veya koloidal maddelerin yüzen ve çökebilen katılara dönüşmesi sağlanır. (eng. Coagulation)
Q
R
RNA
Ribonükleik asit, nükleotitlerden oluşan bir polimer.
Radikaller
Kimyada radikaller eşleşmemiş elektronu olan atom, molekül veya iyonlardır. Bu eşleşmemiş elektronlar genelde son derece reaktiftir. Radikaller, yanma, atmosfer kimyası, polimerleşme, plazma kimyası, biyokimya ve pek çok başka kimyasal süreçte önemli rol oynar.
Radyal
Yarıçaplar doğrultusunca yönelmiş olan.
Radyasyon
Elektromanyetik dalgalar ya da parçacıklar biçimindeki enerji emisyonu (yayımı) ya da aktarımı.
Radyoaktif Atık
Nükleer reaktör işlemlerinden ya da tıpta araştırma, askeri ve sinai etkinlikler gibi kaynaklardan üretilen atık. (eng. Radioactive Waste)
Reaksiyon
Birbirini etkileyen maddeler arasında meydana gelen olay, tepkime. (eng. Reaction)
Reaktif
Kimyasal tepkimelere katılan bileşiklere, reaksiyon veren/gösteren anlamına gelen “reaktif” ismi verilir. (eng. Reagent)
Refleksiyon
Homojen bir ortam içerisinde dalgaların yansıtıcı bir yüzeye çarparak yön ve doğrultu değiştirip geldiği ortama geri dönmesi olayı. (eng. Reflection)
Regresyon
İki ya da daha çok değişken arasındaki ilişkiyi ölçmek için kullanılan analiz metodu. (eng. Regression)
Rejenerasyon
Çeşitli canlılarda kopan dokuların belli bir sürede tekrar yenilenmesi süreci. (eng. Regeneration)
Rejim
Akarsuyun akımının yıl içerisinde gösterdiği değişim.
Rekarbonizasyon
Karbonatları bikarbonatlara dönüştürmek ve böylece çözeltiyi karbonatların çökelmesine karşı stabilize etmek için kireç-soda külü yumuşatma işleminde son bir aşama olarak karbondioksit, CO2’nin katılması işlemi.
Renksizleştirme
Renk giderme süreci. (eng. Discoloration)
Reseptör
Almaç. Sinyal transdüksiyonunda yer alan bir proteindir, hücre dışındaki bir sinyali hücre içine taşır. (eng. Receptor)
Respirasyon
Bir organizma ile çevresi arasında gaz alışverişi; havanın solunum organlarına çekilerek temizlenmesinden sonra kirlenen havanın dışarı verilmesi. (eng. Respiration)
Reynolds Sayısı
Akışkanlar mekaniğinde; bir akışkanın, atalet kuvvetlerinin, viskozite kuvvetlerine olan oranıdır ve sonuç olarak bu değer bu iki tip kuvvetin belli bir akış şartı altında birbirine olan göreceli önemini verir.
Rezervuar
Bir şeyin biriktiği, özellikle suların toplandığı veya gerektiğinde kullanılmak üzere konulduğu yer. (eng. Reservoir)
Rezistans
Direnç. (eng. Resistance)
Risk
Bir olayın gerçekleşme olasılığı ve olaydan etkilenme olanağı. (eng. Risk)
Rizosfer
Kök-toprak yüzeyi bölgesi. (eng. Rhizosphere)
Rotasyon
Bir cismin veya yapının kendi ekseni etrafında dönmesi. (eng. Rotation)
Rölatif Nem
Bağıl nem. Havada bulunan su buharına ait kısmi basıncın, aynı sıcaklıktaki suyun denge buhar basıncına oranıdır. (eng. Relative Humidity)
Rüzgar Hızı
Atmosferdeki rüzgarın, hava veya diğer gazların hareket hızıdır. (eng. Wind Speed)
Rüzgar Profili
Rüzgar hızındaki değişimlerin, yüksekliğin ve mesafenin bir fonksiyonu olarak grafik halinde gösterilmesi. (eng. Wind Profile)
S
S Eğrisi
Bir grafikte bir eğri türü. Tipik olarak hızlı büyüme dönemlerini gösterir, bunu daha yavaş büyüme tekrarları izler. (eng. S Curve)
Sabit Gaz
Özellikle petrol tankerlerinde boş yerleri doldurmak için kullanılan, olağan koşullarda başka maddelerle tepkime ilişkisi içine girmeyen buhar. (eng. Inert Gas)
Salmonella
Gıda zehirlenmesine yol açan ve tifo taşıyabilen, hastalık yapıcı bakteriler. (eng. Salmonella)
Sapma
Belli bir yasanın, kuralın ya da düzenlemenin uygulanmasındaki istisna. (eng. Variance)
Sapma Oranı
Yüksekliğin artmasıyla ısıda meydana gelen düşme oranı. (eng. Lapse Rate)
Saprofit
Organik maddeleri ayrıştırarak yaşayan bitkiler. (eng. Saprophyte)
Satüre
İsteği giderilmiş, tatmin olmuş. Doyma durumuna gelmiş (gaz, sıvı veya elektromıknatıs), meşbu. Doyma noktasına erişmiş olan. (eng. Saturated)
Savak
Arıtma tesislerinin çıkışında suya sabit bir debi sağlamak üzere konulan dikey engel. (eng. Weir)
Sağlık
Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımıyla, sadece hastalık ya da sakatlığın yokluğu değil; fiziksel, zihinsel ve toplumsal yönden tam bir iyilik halidir. (eng. Health)
Sentetik
Kendi kendine mevcut olmayan, sonradan üretilen. (eng. Synthetic)
Septik Sistem
Kanalizasyon sistemi bulunmayan ve inşası mümkün olmayan yerlerde atık su bertarafı için kullanılan yapılardır. (eng. Septic System)
Sera Etkisi
Başta karbon dioksit olmak üzere bazı atmosferik gazlar sera camının etkisini andırır bir etkiye sahiptir; ışığı geçirir ama ısıyı içerde tutar ve ısı artışına yol açar. Atmosfer ile yer arasındaki ısı dengesi, sanayileşmedeki ve fosil yakıtların yanmasındaki artıştan kaynaklanan atmosferik karbon dioksit artışlarından etkilenir; bu ise atmosferdeki ortalama ısıyı yükseltir. Bu gelişmenin, buzulların erimesi ve okyanusun yükselmesi gibi geniş kapsamlı sonuçlar doğuran iklim değişmelerine yol açmasından korkulmaktadır. (eng. Greenhouse Effect)
Sertlik
Bir suyun içerdiği kalsiyum ve magnezyum iyonlarının toplam miktarı. (eng. Hardness)
Ses
Kulağın duyabildiği titreşim, seda, ün. (eng. Sound)
Sezon
Mevsim, dönem. (eng. Season)
Silika
Silika; kum ve kayanın temel bileşenidir. (eng. Silica)
Simbiyotik İlişki
Ortak yaşam. (eng. Symbiotic Relationship)
Sis
Atmosferde asılı durumdaki görülebilir nem. Görüşün 1000 metrenin altına düştüğü atmosfer olayı. (eng. Fog)
Sismik
Depremsel, depremle ilgili. (eng. Seismic)
Sistem
Düzen, dizge. (eng. System)
Soda
Sodyum karbonat, özellikle doğal bir mineral veya endüstriyel bir kimyasal olarak. (eng. Soda)
Sodyum
‘Na’ simgesi ile gösterilen ve atom numarası 11 olan element. Sodyum yumuşak ve kaygan bir metaldir. (eng. Sodium)
Solar Enerji
Güneş enerjisi, güneşteki hidrojen atomlarının helyum atomlarına dönüşmesi sonucu açığa çıkan ışınım enerjisidir. (eng. Solar Energy)
Solüsyon
Bir ya da daha çok sıvı ya da katının tekdüze dağılmış özdeciklerini içeren bir sıvı ya da katı ortamdan oluşan karışım, anlamdaş eriyik. (eng. Solution)
Sorpsiyon
İçe tutunma. (eng. Sorption)
Soğurucu
Kirli bir gaz emisyonunda gaz karışımı içindeki bileşenleri sıvı ortama aktarmakta kullanılan hava kirliliği denetleme cihazları. (eng. Absorber)
Spektrum
Belli bir nokta içinde pek çok farklı nokta olması durumudur. (eng. Spectrum)
Spesifik
Yalnız bir türe özgü olan, özgül. (eng. Specific)
Spore
Bazı bitkiler ve eğrelti otları ve mantarlar gibi basit organizmalar tarafından üretilen bir üreme hücresi. (eng. Spore)
Stabilizasyon
Atıklardaki aktif organik maddenin nötr materyale dönüşmesi. (eng. Stabilization)
Sterilizasyon
Sterilizasyon, bir ürünün içindeki ya da bir cismin üzerindeki bütün mikropları kesin bir şekilde öldürmek anlamına gelir. (eng. Sterilization)
Stratosfer
Stratosfer, troposferden başlayarak 50 km yüksekliğe kadar uzanır. İçerdiği ozon (O3) molekülleri Güneş’ten gelen ışınları soğurarak bu katmanın ısınmasına yol açar. (eng. Stratosphere)
Stres
Stres, olumsuz koşulların neden olduğu fiziksel, zihinsel veya duygusal gerginlik durumu. (eng. Stress)
Su Arıtma
Çökeltme, pıhtılaştırma, filtrasyon, dezenfeksiyon, yumuşatma ve havalandırma gibi, sudaki zararlı maddeleri giderici ve suyu kullanılır veya içilir hale getirici işlemler. (eng. Water Treatment)
Su Kaybı
Terleme yoluyla bitkilerden ve çeşitli şekillerde yerin yüzeyinden buharlaşan toplam su miktarı. (eng. Evapotranspiration)
Su Kirliliği
Suyun yararlı kullanımını etkileyecek miktarlarda kimyasal, fiziksel yâda biyolojik maddelerin katılmasıyla kalitesinin bozulması. Su kirlenmesinin en yaygın kaynakları; yetersiz evsel atık su arıtma tesisleri, endüstriyel atıkların boşaltılması, yüzeysel akış, madencilik faaliyetleri ve sulamadır. (eng. Water Pollution)
Substrat
Substrat, biyokimyada enzimlerin tepkimelerinde işlenen maddelere verilen addır​. (eng. Substrate)
Suyun Sızması
Suyun kayalardan ya da topraktan aşağılara doğru sızarak (süzülerek) inmesi. (eng. Percolation)
Süblimleşme
Katı maddelerin ısıtılınca, ara bir hal olan sıvı hâle geçmeden doğrudan gaz hâle geçmesi. Süblimleşme endotermik faz değişimidir. (eng. Sublimation)
Sülfür
Çok çeşitli ticari ve tıbbi kullanım alanlarına sahip, metalik olmayan eleman. (eng. Sulfur)
Sürdürülebilirlik
Daimi olma yeteneğidir. Dünyanın doğal kaynaklarının lüzumsuz kullanımının engellenerek, kaynaklara zarar vermeden kalkınmak. (eng. Sustainability)
Süreç
Belirli bir amaca ulaşmak için atılan bir dizi eylem veya adım. (eng. Process)
Süzme
Sıvı atık arıtımında kullanılan, bakterileri ve diğer organizmaları azaltırken çökelmemiş atık maddeyi ve koloidIeri ayıran ve atığı taneli maddelerden oluşan bir katmandan geçirerek süzme sağlayan işlem. Lağım suyu arıtım filtreleri genellikle kumlu filtrelerdir, basınçlı süzme ise çamurun suyunun ayrılmasında kullanılır. (eng. Filtration)
Süzülme
Yüzeyden akan suyu toprağın soğurması; toprağın suyu akarsulara ve yüzey akıntılarına aşamalı olarak bırakan bir depo gibi işlev görmesine olanak sağlayan süzülme (sızma) süreci. (eng. Infiltration)
Sıkıştırma
Atık maddenin fiziksel olarak küçültülmesi. (eng. Compaction)
Sıyırma
Suyun yüzeyinden petrolün yada pislik katmanının mekanik yöntemle alınması. (eng. Skimming)
Sızdırma
Yağmur suyunun etkisiyle kirletici sızıntının bir toprak yâda atık materyal katmanından ayrılması süreci. (eng. Leaching)
Sızıntı
Yüzey suyunun topraktan geçerek aşağılara yönelmesi hareketi. (eng. Seepage)
Şerit Gelişme
Geniş yol cephesi, tek katlı binaların baskınlığı, ortak otoyol erişimine sınırlı güven, otoyol dışında herhangi bir mevcut yerleşime bağlantı eksikliği, karayolu dışında çevredeki arazi kullanımlarına bağlantı, çevredeki arazi kullanımları ile koordinasyon eksikliği ve yayalar için sınırlı erişilebilirlik gibi özelliklerden üç veya daha fazlasını içeren bir kamu yolu boyunca doğrusal ticari gelişme. (eng. Strip Development)
T
Taban Alanı Katsayısı
Yapılacak inşaatın taban oturum alanının arsaya oranı. (eng. Floor Area Ratio)
Taksonomi
Organizmlar için sınıflandırma bilimi. (eng. Taxonomy)
Tarımsal Kirlilik
Tarımsal faaliyetler sonucu oluşan atıklar. (eng. Agricultural Pollution)
Tayga
Kozalaklı bitkilerden oluşan orman kuşağı. (eng. Taiga)
Taşıma Kapasitesi
Bir sistemde çevre niteliğinin bozulmadan nüfus nedeniyle meydana gelen artışı kaldırmadaki azami yetenek. (eng. Carrying Capacity)
Taşıyıcı
Hastalık, enfeksiyon ya da parazit taşıyan organizma. (eng. Vector)
Tehlikeli Atıklar
Canlı sağlığı ve çevre için tehlikeli olan, zararlılık potansiyeli taşıyan maddeleri içeren, maden ve petrol üretiminden, tarımdan, endüstriden, evsel faaliyetlerden, arıtılmış veya arıtılmamış çamurlardan kaynaklanan atıklardır. (eng. Hazardous Wastes)
Teknolojik Afet
Biyolojik, kimyasal, nükleer ve ulaşım afetleri ve terör dahil olmak üzere doğal olmayan nedenlerin neden olduğu afet. (eng. Technological Disaster)
Teknolojik Tehlike
Doğal bir tehlikenin aksine insanlar tarafından yaratılan tehlike. (eng. Technological Hazard)
U
Uranyum
Nükleer enerji üretimi için gerekli radyoaktif metalik eleman. (eng. Uranium)
Uyum
Canlı organizmaların çevre koşullarının üstesinden gelme yeteneği.
Uçucu Kül
Baca gazının taşıdığı düşük yoğunlukta, yanıcı olmayan parçacıklar. (eng. Fly Ash)
Üretici
Fotosentez ile büyüyen canlılar; bitkiler. (eng. Producer)
Üretim Reaktörü
Parçalanmayan atomları, aynı ya da farklı elemanlı parçalanabilir atomlara dönüştüren ve tükettiğinden fazla yakıt üreten reaktör. (eng. Breeder)
Üst Katman
Sıhhi bir katı atık gömme işleminde, atığın sıkıştırılmış katmanı ile nihai örtünün oluşturduğu bölüm. (eng. Lift)
Üstüne Doldurma Sistemi
Yakıt taşıyan gemilerde denizi kirletmekten kaçınmak amacıyla yeni yüklemeyi denize dökülmeyip tanklarda bırakılmış kalıntı ve yıkama suyu karışımının üzerine yapma yöntemi. Daha sonra uygun tesislerin bulunduğu limanlarda petrol ve su, birbirinden ayrılmak için gerekli işlemlere tabii tutulurlar. (eng. Load on Top System)
Üçüncül Arıtma
İkincil işlemden sonra gelen atık suyu arıtma işlemi. Bu aşamada, belli amaçlarla kullanmaya elverişli su elde etmek üzere organik kirleticiler, çözünmüş inorganik tuzlar, fosfor ve azot giderilir. (eng. Tertiary Treatment)
V
VOC
Uçucu organik bileşikler. (eng. Volatile organic compounds)
Vahşi Yaşam Yönetimi
Türlerin doğal ekosistemlerinde bakımı ve geliştirilmesi; çevre dengesinin ve tür çesitliliğinin korunması. (eng. Wildlife Management)
Venturi Gaz Yıkayıcısı
Gazlardan tozu gidermeye yarayan sulu yıkayıcı tipi. (eng. Venturi Scrubbir)
Veri
Analizlerde ya da yorumlarda kullanılan, sonuç çıkarmaya yarayan bilgi ya da olgular. (eng. Data)
Vinil Klorid
Kanser yapabilen, PVC gibi plastik madde üretiminde kullanılan kimyasal bileşik. (eng. Vinyl Chloride)
W
X
Y
Yağmur Ormanı
Yıllık yağışın yüksek olduğu sık ağaçlık; bazı yörelerde yok edilme tehdidi altında bulunan, birçok eşsiz ağaç türünü içeren global bir bitki örtüsü tipi. (eng. Rain Forest)
Yaşam Döngüsü
Bir canlının yumurta döllenmesinden ölüme kadar geçirdiği değişik asamalar. (eng. Life cycle)
Yaşam Ortamı
Bir organizmanın ya da organizma grubunun yerleştiği, fiziksel çevrenin görece bir örnekliliği ve ilgili bütün biyolojik türlerin sıkı etkileşimi ile belirlenen doğal çevre. Yaşama ortamı çöl, tropik orman, çayırlık alan, kutup tundrası ya da buz denizi olabilir. (eng. Habitat)
Yenilenebilir Enerji Kaynağı
Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji, su enerjisi, biokütle enerjisi, gelgit enerjisi ve üretici nükleer enerji reaktörleri gibi kendiliğinden yenilenebilir, kullanmakla eksilmeyen enerji kaynakları. (eng. Renewable Energy Source)
Yenilenebilir Kaynak
Kendini doğal biçimde yenileyen ya da insan müdahalesiyle yenilenebilen, ağaç, hava ya da su gibi doğal kaynaklar. (eng. Renewable Resource)
Yenilenemez Kaynak
Sınırlı olarak bulunan mineral gibi doğal, kural olarak cansız kaynak. (eng. Nonrenewable Resource)
Yeraltı Su Düzeyi
Taban yatağında biriken yer altı suyunun düzeyi. (eng. Water Table)
Yeraltı Suyu
Yerüstü (yüzey) su kaynaklarından sızıntı ya da yağmur yoluyla yenilenen, yer yüzeyinin altında yutaklanan su oluşumları. (eng. Groundwater)
Yeraltı Suyu Kirliliği
Yer altı suyu kirliliğinin başlıca kaynakları lağım suyu tesisatı, lağım çukurları vb. ile kıyı bölgelerinde tuzlu su sızıntılarıdır. (eng. Groundwater Pollution)
Yerüstü Suyu
Okyanuslar da dahil, yeryüzündeki bütün suları tanımlamakta kullanılan geniş kapsamlı terim. Dar anlamıyla ise akarsu yataklarında bulunan suyu ifade eder. (eng. Surface Water)
Yetersiz Beslenme
Organizmanın varlığını sürdürmesi ve büyümesi için gerekli asli metabolizma ögelerinden birinde ya da birkaçında genellikle beslenme eksikliğinden kaynaklanan yetersizlik durumu. (eng. Malnutrition)
Yeşil Devrim
Yoğun gübre ve geliştirilmiş sulama sistemi kullanımı ve özellikle buğday ve pirinç gibi ürün tohumlarının yeni çeşitlerinin benimsenmesi yoluyla daha başarılı tarımsal verim elde edilmesini ifade eder. (eng. Green Revolution)
Yeşil Kuşak
Bir yerleşim alanı çevresinde yer alan, yapılaşma olmayan toprak kuşağı. (eng. Green Belt)
Z
Zehirli Madde
Değişik biçimlerde maruz kalma sonucu zarara yol açabilen kimyasal madde. (eng. Toxic Substance)
Zift
Yüzeyleri havanın etkilerine karşı dayanıklı kılmak ya da yol yüzeylerini kaplamakta kullanılan petrol kalıntısı. (eng. Bitumen)
Zooplankton
Hayvansal plankton. Fitoplankton ile beslenir. Konstantrasyonundaki değişim çevresel değişime işaret edebilir. (eng. Zooplankton)