Çevre Bilinci Dünya İklim Değişikliği

Trump’ın Yeniden Seçilmesi İklim İçin Ne Anlama Geliyor? Küresel İklim Politikaları Üzerine Bir Analiz

Yazar : Merve Aydın

Donald Trump’ın ilk başkanlığındaki iklim değişikliği politikaları değerlendirildiğinde, yeniden ABD başkanı seçilmesi iklim değişikliğiyle mücadelede küresel düzeyde kritik etkiler yaratma potansiyeline sahiptir. Trump’ın geçmişteki politikaları ve söylemleri, iklim değişikliği konusunda net bir duruş sergilemiş ve uluslararası alanda tartışmalara yol açmıştır. Bu yazıda, Trump’ın iklim değişikliği konusundaki yaklaşımı, ABD’nin bu alandaki rolü ve Trump’ın yeniden seçilmesinin küresel iklim politikalarına olası etkileri ele alınacaktır.

ABD, küresel emisyonlarında Çin’den sonra ikinci sırada yer almakta ve enerji politikalarında önemli bir küresel lider konumundadır. ABD’nin uluslararası iklim anlaşmalarındaki liderliği, diğer ülkelerin de iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik çabalarını etkileyen bir faktördür (Kaynak: İklim Haber, 2024).

Trump’ın ilk başkanlık dönemi, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik olumsuz tutumuyla dikkat çekmiştir. Başkanlığı sırasında Trump, ABD’yi Paris İklim Anlaşması’ndan çekmiş ve bu kararını ekonomik gerekçelerle savunmuştur. Trump’a göre anlaşma, ABD’nin rekabet gücünü zayıflatmakta ve Amerikan işçilerine zarar vermektedir (Kaynak: BBC Türkçe, 2020). Trump yönetimi, fosil yakıt endüstrisini destekleyen politikalar izleyerek petrol, doğal gaz ve kömür üretimini artırmıştır. Koruma Ajansı’na (EPA) yönelik düzenlemeleri gevşetmiş, projelerine verilen teşvikleri azaltmıştır (Kaynak: Brookings, 2024; EPA, 2024). Ayrıca, elektrikli araçlar ve düşük teknolojilerine yönelik politikaları da sınırlandırmıştır (Kaynak: Euronews, 2024). Bu politikaların temelinde, Trump’ın iklim değişikliğini bir ulusal güvenlik veya çevresel krizden ziyade, ekonomik bir kısıtlama olarak görmesi yatmaktadır. Bu tutum, ABD’nin politikalarında uzun vadeli değişimlere yol açmıştır.

Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı, diğer ülkelerin bu anlaşmaya olan güvenini sarsmış ve uluslararası iş birliğine zarar vermiştir. ABD’nin fosil yakıtları teşvik eden politikaları, yalnızca kendi emisyonlarını artırmakla kalmamış, aynı zamanda kaynaklarına yönelik küresel yatırımları da olumsuz etkilemiştir (Kaynak: Brookings, 2024; Euronews, 2024). Uzmanlar, ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede aktif bir rol oynamadığı bir senaryoda, diğer ülkelerin belirlenen hedeflere ulaşmasının daha zor olacağını ifade etmektedir. Bu durum, yalnızca çevresel değil, ekonomik ve sosyal sonuçlar da doğurabilir (Kaynak: Pew Research, 2024).

Trump sonrası dönemde, Paris Anlaşması’na geri dönülmesi ve yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımların artırılması, ABD’nin toparlanma sürecinde attığı önemli adımlardan bazılarıdır (Kaynak: Brookings, 2024). Bu çabalar, yalnızca ABD’nin iç politikalarında değil, küresel iklim politikaları üzerinde de olumlu etkiler yaratmıştır. Ancak Trump’ın yeniden seçilmesi durumunda, bu ilerlemelerin geri alınma riski bulunmaktadır.

COP29 ve Trump’ın Yeniden Başkanlığı: Küresel İklim Politikalarındaki Durum

Bakü’de gerçekleştirilen COP29 İklim Zirvesi, küresel sıcaklık artışını 1.5°C ile sınırlama hedefinin sürdürülmesi, metan emisyonlarının azaltılması ve gelişmekte olan ülkelere finansal destek sağlanması gibi kritik kararlarla sonuçlandı. Ancak Donald Trump’ın yeniden ABD başkanı seçilmesi, zirvede alınan bu kararların uygulanabilirliği üzerinde ciddi belirsizlikler yaratmıştır.

COP29’da alınan en önemli kararlar arasında, iklim değişikliğinin etkilerini en ağır şekilde yaşayan ülkelere yönelik “Kayıp ve Zarar Fonu”nun oluşturulması yer aldı. Bu fon, özellikle düşük gelirli ve iklim değişikliğinden orantısız şekilde etkilenen ülkelere finansal destek sağlamayı amaçlıyor. ABD’nin, dünyanın en büyük ekonomisi olarak bu fonun en büyük katkı sağlayıcılarından biri olması bekleniyordu. Ancak Trump yönetimi, önceki başkanlık döneminde benzer mekanizmalara katkıda bulunmaktan kaçınmıştı ve mevcut yönetim döneminde de bu eğilimin devam etmesi olasıdır.

Zirvede alınan diğer kararlar arasında yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması ve metan emisyonlarının azaltılması yer aldı. Bu kararların uygulanabilmesi için ABD’nin aktif katılımı gereklidir. Ancak Trump’ın geçmişte teşviklerini sınırlandırması ve fosil yakıt endüstrisine verdiği desteğin artması, bu hedeflerin uygulanmasını zorlaştıracak bir faktör olarak değerlendirilmektedir.

COP29 Sonrası Küresel İş Birliği

COP29 sonrası dönemde, Avrupa Birliği, Çin ve diğer büyük ekonomiler, iklim değişikliğiyle mücadelede daha aktif bir liderlik üstlenme sinyalleri vermiştir. Avrupa Birliği, Yeşil Mutabakat kapsamındaki hedeflerini güçlendirme taahhüdünde bulunurken, Çin yatırımlarını artırmaya yönelik planlarını açıklamıştır. Bu ülkelerin liderlik rolünü üstlenmesi, ABD’nin COP29 kararlarına tam olarak katılmaması durumunda oluşabilecek boşluğu doldurmayı hedeflemektedir. Ancak ABD’nin katılımı olmadan küresel emisyon azaltma hedeflerine ulaşmak, zaman ve kaynak açısından daha büyük zorluklar yaratabilir. COP29 kararlarının uygulanabilirliği, yalnızca lider ülkelerin çabalarına değil, küresel bir iş birliği modelinin sürdürülebilirliğine de bağlıdır.

COP29, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iş birliği için önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir. Ancak Donald Trump’ın başkanlık döneminin başlaması, ABD’nin bu süreçteki rolünü sınırlandırma potansiyeline sahiptir. Özellikle fosil yakıt teşvikleri, regülasyonlarının gevşetilmesi ve uluslararası finansman mekanizmalarına katkının azaltılması, COP29 sonrası dönemde zorluklar yaratacaktır. ABD’nin iklim değişikliğiyle mücadelede liderlik rolünü yeniden üstlenmemesi durumunda, COP29 kararlarının başarıya ulaşması daha uzun zaman alabilir ve küresel emisyon azaltma hedefleri tehlikeye girebilir. Bu nedenle, Trump yönetimi altındaki ABD’nin küresel iş birliği çabalarına katılımı, COP29’un sonuçlarının sürdürülebilirliği açısından kritik önemdedir.

Kaynakça

Yazar hakkında

Merve Aydın